Göztepe lige altı maçta üç beraberlik ve üç mağlubiyetle başladı. Geçen sezon Avrupa biletini son haftada kaybeden ve yeni sezona bu hedefi tamamlamak için giren bir takımın milli araya galibiyetsiz ve küme düşme hattında girmesi doğal olarak hem hayal kırıklığı hem de ciddi bir tartışma yarattı.
Eleştirilerin bir tarafında transfer tercihleri nedeniyle yönetim, diğer tarafında ise aynı oyun planına fazla bağlı kaldığı düşünülen Stoilov var.
Ancak ilk altı haftayı yalnızca alınan sonuçlar üzerinden okumak Göztepe’de yaşanan değişimi tam olarak anlatmıyor. Çünkü geçen sezonla bu sezonun verilerini yan yana koyduğumuzda ortaya oldukça ilginç bir takım çıkıyor:

Hücumda daha üretken, topla daha fazla şey yapan ama savunmada çok daha kırılgan bir Göztepe.
Aslında bunun işaretlerini transfer döneminde görmüştük.
Dennis’in yerine gelen Alex Matos savunma tarafında Dennis kadar güçlü görünmese de topla yapılan aksiyonlarda daha aktif bir oyuncuydu. Cherni’nin yerine gelen Akonnor da benzer şekilde savunmada bazı şeylerden feragat ederken Cherni’den alamadığımız fizikselliği, birebir etkinliğini ve hücum katkısını vadediyordu.
Juan’ın takımda kalmasına Sinclair Armstrong ve Andre Henrique’nin eklenmesi, Arda Okan’ın kadroda tutulması ve sakatlık geçmişi soru işareti yaratsa da Anjorin gibi yetenekli bir oyuncunun alınması hücum havuzunu genişletti.
Henrique ise diğerlerinden biraz ayrılıyor. Stoilov’un alıştığımız forvet profilinden farklı olarak daha fazla bağlantı oyununa katılabilecek bir oyuncu.
Dolayısıyla kadro kurulurken aslında geçen sezona göre hücum tarafında daha fazla seçeneğe sahip bir Göztepe oluşturuldu.

Rakamlar da hücumdaki değişimi söylüyor
Geçen sezon maç başına 1,24 gol atan Göztepe, bu sezon 1,80 gole çıkmış durumda. Tek başına gol sayısı küçük örneklem nedeniyle yanıltıcı olabilir. Fakat üretimin diğer göstergeleri de aynı yöne gidiyor.
Gol pozisyonu sayısı 5,44’ten 7,20’ye, toplam şut 12,50’den 14,20’ye, rakip ceza sahasına giriş 15,26’dan 19’a yükselmiş durumda.
Daha önemlisi, rakip ceza sahasındaki toplam aksiyon sayısı 34,76’dan 47’ye, başarılı aksiyon sayısı ise 16,38’den 23,60’a çıkıyor.
Beklenen gol verisi de bunu tamamlıyor:
Göztepe’nin maç başına xG’si 1,60’tan 2,18’e yükselmiş durumda.
Yani mesele yalnızca geçen sezona göre daha fazla gol atılması değil. Göztepe rakip kaleye daha fazla gidiyor, ceza sahasına daha fazla giriyor ve daha kaliteli pozisyonlar oluşturuyor.
Benim saha içinde en önemli değişim olarak gördüğüm noktalardan biri de iki kenar oyuncusunun genişliği.
İki kanat bekinin de çizgiyi daha fazla süpürmesi merkezin kullanımını kolaylaştırıyor. Genişliği kenar oyuncuları verdiğinde içeride farklı oyuncular için alan açılıyor. Bunun sonucunda geçen sezona kıyasla hücum çıkışlarında daha bağlantılı ve daha fazla yerden oyun görebiliyoruz.
Pas sayısının 306’dan 338’e, kilit pasların 5,62’den 6,40’a yükselmesi de bu görüntüyü destekliyor. İsabetli kilit paslarda ise artış daha belirgin: 2,26’dan 3,40’a.
Matos ve Akonnor’un profilleri burada önemli. Göztepe artık yalnızca doğrudan oyuna bağımlı kalmadan topu taşıyabilecek, birebir oynayabilecek ve hücum bağlantısına katılabilecek daha fazla oyuncuya sahip.
Dripling sayısının 21,88’den 24,80’e, üçüncü bölgedeki driplinglerin 11,47’den 13,80’e ve top sürmelerin 14,26’dan 18’e yükselmesi de tesadüf değil.
Henüz yeterli seviyede değiliz. Ama geçen sezonun Göztepe’sine kıyasla hücumda daha fazla çözümü bulunan bir takım olduğu açık.

Peki sorun nerede?
Savunmada.
Hatta Göztepe’nin şu ana kadarki sezonunu açıklayan temel çelişki burada ortaya çıkıyor.
Takım hücumda gelişirken savunmada yaşanan gerileme, hücumdaki bütün kazanımları neredeyse siliyor.
Geçen sezon Göztepe’nin maç başına rakibine verdiği beklenen gol değeri 1,29’du. Bu sezon 2,27.
Neredeyse bir tam gol değerinde artıştan bahsediyoruz.
Göztepe’nin kendi xG’si 1,60’tan 2,18’e yükselmesine rağmen net xG değeri +0,31’den -0,09’a gerilemiş durumda.
Bence ilk altı haftanın fotoğrafını tek bir istatistikle anlatmak gerekirse bu veri yeterli.
Göztepe hücumda geçen sezondan daha fazla üretiyor ama rakibine verdiği pozisyonlardaki artış, kazandığı hücum avantajından daha büyük.
Beklenen puanın maç başına 1,49’dan 1,16’ya düşmesi de bunun doğal sonucu.
Burada meseleyi yalnızca “takım kötü savunma yapıyor” diyerek açıklamak ise eksik kalır.
Çünkü kadro yapısında önemli rol değişiklikleri yaşandı. Matos ve Akonnor hamleleri hücum tarafını geliştirirken savunmada bazı şeylerden feragat edilmesine neden oldu. Buna Sonko’nun lig başlamadan sakatlanması, Bokele’nin ilk haftayı kaçırması ve Godoi’nin son dört maçta forma giyememesi eklenince zaten riskli gördüğümüz savunma tarafı iyice kırılgan hale geldi.
Taha ve Ege’nin özellikle sertlik, temas ve patlayıcılık konusunda yaşadığı problemler de bu dönemde fazlasıyla hissedildi.
Kaleye ise artık fazla değinmek istemiyorum. Yapılan tercihin savunmanın kırılganlığını azaltmak yerine artırdığını düşünüyorum.
Sadece oyuncu değil, şablon problemi de var
Savunma problemini tamamen eksik oyunculara bağlamak da doğru olmaz.
Daha önce de üzerinde durduğum savunma karşılama ve yerleşim şablonunun artık güncellenmesi gerekiyor.
Göztepe’nin rakip yarı sahadaki top kazanımları maç başına 11,26’dan 9,60’a gerilemiş. Top kaybından sonraki ilk beş saniyede yapılan top kazanımları da 0,62’den 0,40’a düşmüş durumda.
Savunmada yapılan ikili mücadele sayısının 77,47’den 67,40’a gerilemesi de dikkat çekici.
Bence Göztepe’nin yeniden daha adam odaklı, daha cesur ve özellikle daha sert bir savunma anlayışına ihtiyacı var.
Bu yalnızca stoperlerin daha iyi oynamasıyla çözülecek bir problem değil. Takımın rakibi nerede karşılayacağı, baskıyı nasıl devam ettireceği ve ilk baskı kırıldığında ikinci savunma hattını nasıl kuracağı yeniden ele alınmalı.
Hücumdaki gelişimin bir de riski var
Göztepe daha fazla pozisyon buluyor. Fakat bu pozisyonları sonuçlandırmak zorunda.
Çünkü savunmada bu kadar fazla pozisyon verdiğiniz bir oyunda kaçırdığınız her fırsatın bedeli daha ağır hale geliyor.
Rizespor maçında bunun örneğini gördük.
Bir tarafta skoru arttıracak fırsatları değerlendirememek, diğer tarafta kulübeden yapılan hamlelerin orta sahayı güçlendirmek yerine savunma direncini azaltması puan kaybını beraberinde getirdi. Rakip daha fazla gelmeye başladığında orta saha eksildi, bunun sonucunda stoperlerin hata yapma ihtimali de arttı.
Dolayısıyla problem yalnızca ilk 11 değil. Kadro rotasyonu ve maç içerisindeki hamlelerin de yeni takım yapısına uygun hale gelmesi gerekiyor.

Göztepe’nin önündeki yol
Milli aradan sonra Sonko ve Godoi’nin dönmesi bekleniyor. Bu iki oyuncunun dönüşü savunmada mutlaka bir iyileşme sağlayacaktır.
Ama Göztepe’nin hücumda yaptığı gelişimin seviyesine savunmayı çıkarması bugünden yarına olacak bir iş değil.
Bir tarafta oyuncuların dönmesi, diğer tarafta Stoilov’un savunma şablonunu güncellemesi gerekiyor. Ocak ayında ise kadronun ihtiyaçlarına göre savunma tarafında yeni bir dokunuş gerekebilir.
Çünkü ilk altı haftanın sonunda benim gördüğüm Göztepe, geçen sezondan daha kötü bir takım değil.
Farklı bir takım.
Hücumda daha fazla pozisyon bulan, rakip ceza sahasında daha fazla aksiyon yapan, topu daha fazla taşıyan ve oyuncu profilleri açısından daha fazla hücum seçeneğine sahip bir Göztepe var.
Ama bunun karşılığında geçen sezon takımın en önemli gücü olan savunma güvenliği ciddi biçimde kaybedilmiş durumda.
İlk altı haftada sonuçları belirleyen de tam olarak bu dengesizlik oldu.
Göztepe’nin önündeki mesele artık hücumu geliştirmekten çok, gelişen hücum gücünü kaybetmeden savunmayı yeniden ayağa kaldırabilmek.
Bunu başarabilirse bugün olumsuz görünen tablo hızlı şekilde değişebilir. Çünkü hücumdaki üretim, toparlanmanın üzerine inşa edilebileceği önemli bir temel olduğunu gösteriyor.
Avrupa yarışı açısından kaybedilen her puan elbette işi biraz daha zorlaştırıyor. Ancak ben bu takımın sezon içerisinde gelişeceğini ve ligi yeniden kontrolüne alacağını düşünüyorum.
Şimdi ihtiyaç olan şey, hücumda atılan adımın savunmada da karşılığını bulması.
Bunun için de hem teknik adamın dokunuşuna hem de yönetimin doğru zamanda doğru hamleyi yapmasına ihtiyaç var.















