▶ Maçdergi
Maçdergi

Sporu Bizden Oku

Süper LigSüper Lig1. Lig1. Lig2. Lig2. Lig3. Lig3. LigTürkiye KupasıTürkiye KupasıPremier LigPremier LigLa LigaLa LigaSerie ASerie ABundesligaBundesligaLigue 1Ligue 1Şampiyonlar LigiŞampiyonlar LigiAvrupa LigiAvrupa LigiKonferans LigiKonferans Ligi

Mecburiyetin Estetiği ve Arda Güler Gerçeği

Futbol, nihayetinde bir zevk meselesidir. Bir oyuncunun oyun tarzını, sahadaki duruşunu, pas tercihlerini ya da temposunu beğenmeyebilirsiniz. Arda Güler’in genel futbolculuk profiline mesafeli duran, onun tarzını kendi futbol zevkiyle bağdaştıramayan herkese saygı duymak gerekir. Zira estetik algı kişiye özeldir.

Ancak iş, oyuncunun Milli Takım performansı üzerinden yapılan acımasız ve temelsiz eleştirilere geldiğinde, orada durup bir parantez açmak şart olur. Çünkü o noktada mesele bir “beğeni” tercihi olmaktan çıkar; doğrudan futbol bilgisinin yeterliliğini ya da oyuncuya karşı beslenen niyetin niteliğini sorgulatmaya başlar.
Bugün Milli Takım formasını giyen Arda Güler’in sahadaki varlığı ve sergilediği performans, basit bir “bireysel yetenek gösterisi” değildir. Bu, en yalın tanımıyla bir mecburiyet performansıdır.

Dünya futbolunun doğasına bakıldığında bu durumun hiç de münferit olmadığını görürüz. Bir takım organizasyon üretemediğinde, kolektif akıl tıkandığında ya da hücum seti bir duvara çarptığında topun adresi bellidir. Sahadaki en üretken, oyun çözme kabiliyeti en yüksek oyuncu o topu almak zorundadır. Bu sadece oyuncunun “ben yapayım” hırsından kaynaklanmaz; daha da önemlisi, takım arkadaşlarının ve sistemin çaresiz kaldığı anda gözlerin ona çevrilmesinden doğar. Sorumluluktan kaçmayan lider oyuncu topa koşar, çaresiz kalan takım da topu ona teslim eder.
Bu, elit futbolun kaçınılmaz bir kanunudur.

Bugün Barcelona tıkandığında gözler nasıl Lamine Yamal’a çevriliyorsa, Bayern Munich kilitlenen maçları Michael Olise’nin bireysel yaratıcılığıyla açıyorsa, hatta zaman zaman dev Real Madrid bile oyun içinde ritim kaybettiğinde Arda’nın ayağına ve aklına mecbur kalıyorsa; Milli Takım’ın yaşadığı durum da tam olarak budur. Sahada çözümü üretecek anahtar kimin elindeyse, kapıyı açma görevi de ona kalır.


Arda Güler, sahadaki o zorlu anlarda kişisel istatistiklerini parlatmak, sosyal medyaya malzeme vermek ya da “kendini göstermek” için risk almıyor. Aksine; sahadaki başka hiçbir oyuncunun almaya cesaret edemediği sorumlulukları sırtladığı için, yapılmayacak denileni deniyor. Rakiplerin savunma kurgularını darmadağın eden, onları çaresiz bırakan o gözü pek hamleler, bencil bir şovun değil, takımı sürükleme çabasının birer sonucudur. Topu alıp oyunu dikine zorlaması, en dar alanda bile kilit pası araması ve rakip blokların arasına korkusuzca girmesi tam olarak bu mecburiyetin ve yeteneğin harmanıdır.


Bunu “bireycilik” ya da “top ezmek” olarak okumak, futbolun temel dinamiklerini tamamen ıskalamaktır. Bir oyuncunun sahadaki varlığıyla takıma sağladığı konforu, en sıkışık andaki çözüm üretme kapasitesini görmezden gelip bunu bir eleştiri malzemesi yapmak ya derin bir taktiksel körlüğün ya da örtülü bir art niyetin göstergesidir.
Futbolu sadece istatistik kâğıdından okumayanlar, Arda’nın ay-yıldızlı formada temsil ettiği şeyin değerini çok iyi bilir. O, saha içinde düğüm atıldığında o düğümü çözecek cesarete ve zekaya sahip nadir figürlerden biridir.

Paylaş: